Norveç Varlık Fonu 700 milyon dolarını Türkiye'de kime kaptırdı?
Norveç Varlık Fonu Türkiye'de fonlara yatırım yaptıktan sonra mağdur olduklarını açıkladı. Fon yöneticileri 700 milyon dolar kaybettiklerini açıklayarak Türkiye'yi 'fail' gösterdi.
Gazeteci Remzi Özdemir, dünya devi Norveç Varlık Fonu'nun Türkiye'de 2,5 milyarlık yatırım yaptığını, 700 milyon dolarını nasıl kaybettiğini açıkladı.
“Yağma Hasan’ın böreği” benzetmesini kullanan Özdemir, Norveç Varlık Fonu’nun Türkiye'de 3 Tera hissesini aldıktan sonra nasıl zarar ettiğini sordu.
Norveç Varlık Fonu, Türkiye’deki 2,5 milyar dolarlık yatırımının yaklaşık 700 milyon dolarını kaybetti.
"TERA'DAN 3 HİSSE ALIMI"
Tera'dan 3 hisse alımı yapan fonun mağdur olduğunu belirttiği aktarıldı.
Gazeteci Remzi Özdemir, Norveç Varlık Fonu’nun Türkiye’deki fon skandalından zarar gördüğüne ilişkin açıklamasını kaleme aldığı yazıda değerlendirdi.
"YAĞMA HASAN'IN BÖREĞİ"
Yazısında “Yağma Hasan’ın böreği” benzetmesini kullanan Özdemir, Norveç Varlık Fonu’nun zararını açıklamadan önce ne amaçla Türkiye piyasasına girdiğini sordu.
“ YÜZDE 40 BİN ARTAN HİSSEYİ GÖRMEDİLER Mİ?”
Özdemir, yazısında şu ifadelere yer verdi:
"Yağma Hasan’ın böreğinin kokusu Norveç’e kadar gitmiş!
Türkiye’de bir söz vardır: Yağma Hasan’ın böreği! Sofraya kimlerin oturduğu, kimin ne kadar yediği belli değildir. Herkesin iştahı kabarmıştır. Yeter ki börek bitmesin, para aksın, kazançlar katlansın!
Meğer bizim böreğin kokusu Norveç’e kadar ulaşmış. Hem de öyle böyle değil, dünyanın en büyük varlık fonlarından birini sofraya oturtacak kadar!
Norveç Varlık Fonu, Türkiye’deki fon skandalından zarar gördüğünü açıklamış. Şimdi karşımızda mağdur bir uluslararası yatırımcı görüntüsü var. Peki, bu hikâyenin bir de diğer tarafı yok mu?
Dünyanın en büyük varlık fonlarından biri, Türkiye’deki olağan dışı fiyat hareketlerinin yaşandığı bir piyasaya neden girdi? Tera bağlantılı halka arzlarda ne arıyordu? Hangi beklentiyle bu hisselere yatırım yaptı? Hisseler yükselirken ne düşündü, hangi noktada satış yapmayı planladı?
Bunlar cevaplanması gereken sorular.
Çünkü insanın aklına ister istemez şu geliyor: Acaba Norveç Varlık Fonu da herkesin iştahla koştuğu bu kazanç sofrasından pay almak mı istedi? Şimdi zarar ortaya çıkınca mağduriyetini öne çıkararak kendisini yalnızca olayın kurbanı olarak mı konumlandırıyor?
Elbette bunu kesin bir hüküm olarak söyleyemeyiz. Ancak fonun yatırım kararlarını ve risk yönetimini sorgulamak için elimizde yeterince ciddi soru var. Büyük olmak, akıllı yatırım yapmak anlamına gelmiyor. Hele ki olağan dışı yükselişlerin yaşandığı bir piyasada…
Yüzde 7 bin yükselen fonu, yüzde 40 bin artan hisseyi görmediler mi?
Türkiye’de yaşananları anlamak için finans profesörü olmaya gerek yok. Önümüze konulan rakamlara bakmak yeterli.
Yüzde 7 bin yükseldiği belirtilen fonlar, yüzde 40 binlere varan artışlarla gündeme gelen aracı kurum hisseleri, yalnızca 23 kişinin çalıştığı iddia edilen bir faktoring şirketinin piyasa değerinin 30 milyar dolara ulaştığı yönündeki tartışmalar…
Bunlar sıradan piyasa hareketleri miydi?
Böylesine sıra dışı yükselişlerin yaşandığı bir piyasada, dünyanın en büyük varlık fonlarından birinin yatırım yaparken hiçbir şeyden haberi olmadığını mı düşüneceğiz?
Profesyonel yatırımcıların en temel görevi riskleri ölçmek değil mi? Bir şirketin fiyatı ekonomik gerçekliğinden koparken, bir fonun getirisi akıl almaz seviyelere ulaşırken, bu yükselişlerin sürdürülebilirliği sorgulanmaz mı?
Norveç Varlık Fonu’nun hangi analizlerle yatırım yaptığı, Tera bağlantılı halka arzlarda hangi pozisyonları aldığı ve zararını hangi işlemler sonucunda yaşadığı açıklığa kavuşmalı.
Şunu da unutmayalım: Olağan dışı getiri tek başına bir fonun ponzi olduğunu kanıtlamaz. Böyle bir iddia somut bulgularla ortaya konulmalıdır. Ancak fiyat hareketlerinin büyüklüğü de görmezden gelinemez.
Asıl soru şu: Bu yükselişlerden kazanç elde etme ihtimali varken masaya oturanlar, risk gerçekleştiğinde neden yalnızca mağduriyetlerini anlatıyor?
Kazanç varken ortak, zarar çıkınca mağdur!
İşte benim itirazım tam da burada.
Uluslararası sermaye Türkiye’ye gelirken kimseye iyilik yapmak için gelmiyor. Kâr fırsatını görürse yatırım yapıyor, riskin büyüdüğünü düşünürse çıkış arıyor. Bu, piyasanın doğası. Norveç Varlık Fonu da diğer bütün büyük yatırımcılar gibi yatırım kararlarının sonuçlarından sorumlu.
Fakat işin ilginç tarafı şu: Kazanç beklentisiyle girilen bir yatırımda işler tersine dönünce, kamuoyuna yalnızca mağduriyet hikâyesi anlatılması yetmez. O yatırımın neden yapıldığı, hangi risklerin alındığı ve zararın nasıl oluştuğu da anlatılmalıdır.
Norveç Varlık Fonu’nun Türkiye’deki gelişmelerden zarar görmüş olması mümkün. Ancak zarar etmiş olmak, yatırım kararlarını sorgulanamaz hale getirmez. Hele ki söz konusu olan, olağan dışı fiyat hareketleriyle gündeme gelen bir piyasa ise…
Norveçli fonun açıklamasının Borsa İstanbul’daki düşüşü daha da derinleştirdiği yönündeki değerlendirmeler de üzerinde durulması gereken bir başka konu.
Çünkü uluslararası yatırımcıların Türkiye piyasasına ilişkin algısı artık yalnızca şirket bilançolarından ve ekonomik göstergelerden etkilenmiyor.
Piyasanın ne kadar şeffaf olduğu, kuralların ne ölçüde uygulandığı ve yatırımcının ne kadar korunduğu da belirleyici.
Burada asıl sorumluluk, piyasayı düzenleyen ve denetleyen kurumların omuzlarında. Olağan dışı fiyat hareketleri zamanında incelenmez, riskler gerektiği gibi değerlendirilmez ve yatırımcı güveni korunamazsa ortaya çıkan faturayı milyonlarca insan öder.
Norveç Varlık Fonu’na da bir çift sözümüz var: Türkiye’deki yatırımcıların kayıplarını küçümsemiyoruz.
Ancak siz de dünyanın en büyük fonlarından biri olarak, bu sofraya hangi beklentiyle oturduğunuzu açıklayın.
Kazanç ihtimalini gördüğünüzde oradaydınız; şimdi zararınızı anlatıyorsunuz. Peki, yatırım kararınızın sorumluluğunu ne kadar üstleniyorsunuz?
Yağma Hasan’ın böreğinin kokusu Norveç’e kadar gitmiş olabilir. Ama mesele yalnızca böreğin kime yettiği değil.
O sofraya kimlerin hangi beklentiyle oturduğu, kimlerin kazandığı ve hesabın sonunda kimin ödediğidir.
Türkiye’nin ihtiyacı, yabancı yatırımcıyı düşman ilan etmek de onu her koşulda mağdur kabul etmek de değil.
İhtiyacımız olan, herkes için aynı soruların sorulduğu, aynı kuralların uygulandığı ve kimsenin kazanç beklentisinin denetimsizliğe kalkan yapılmadığı bir piyasa düzenidir.
Çünkü kazanç varsa ortaklık, zarar varsa mağduriyet söylemiyle bu işin içinden çıkılamaz. Büyük fonlar da küçük yatırımcılar da yaptıkları yatırımın riskini taşımak zorundadır.
Ve Türkiye, bu kez yalnızca kaybolan paranın değil, kaybolan güvenin de hesabını sormak zorundadır."